19 Nisan 2013 Cuma

2012'nin En İyi 20 Filmi


1. Film Doktoru Ödülleri'ni açıklamadan önceki son özel dosyamıza da sonunda gelmiş bulunmaktayız. Bu dosyada notları esas alarak sıraladığımız Film Doktoru'na göre 2012'nin en iyi 20 filmini sondan başa doğru giderek açıklamalı bir şekilde onurlandıracağız. 2012'ye ait izlediğim 110'dan fazla film içerisinden seçtiğim 2012'nin En İyi 20 Filmi'nin en zor yanı filmleri sıralamaktı. İlk 10 film açısından hiçbir sıkıntı yaşamadığım listede özellikle 11 ile 16 arasındaki filmleri sıralamak gerçekten zordu, ama ortaya çıkan listeden gayet memnunum. Bu arada, siteyi takip eden okuyucular için listeyi tahmin etmek hiç de zor olmayacaktır; çünkü sene başından beri yaptığım 2012 En İyi Filmler Sıralaması'nın resmi özel dosyası olma özelliği taşıyan açıklamalı listenin açıkçası tek farkı listeye animasyonların da dahil edilmiş olması. Bu yüzden listede ilk 20'de bulunuyor gibi gözüken son iki film ne yazık ki bu listede yer almıyor. Öte yandan, belirtmek istediğim bir başka önemli konu belgeselleri tür itibariyle listeye dahil etmemiş olmam. Bu nedenden dolayı yılın en iyi belgeselini sıralamayı bitirdikten sonra ayrıca değerlendirdim. Ve artık listemize inceleyemeye başlayabiliriz.

İşte karşınızda Film Doktoru'na göre 2012'nin En İyi 20 Filmi ve En İyi Belgeseli:




20. FLIGHT
UÇUŞ


Denzel Washington'ın Oscar adaylığı alan muhteşem performansıyla öne çıkan "Flight" (Uçuş), yönetmen Robert Zemeckis'in başarılı yönetimiyle gerçekten yılın en güçlü yapımlarından biri. Uyuşturucu ve alkol bağımlılığı yüzünden sevdiği herkesi kaybetmiş bir pilotun rehabilitasyonuna odaklanan film, özellikle uçağın düşmeye başladığı sahnelerle seyirciyi koltuğuna çivilemeyi başarıyor. Uçağın içinde yaşanan dehşet dolu anları oldukça gerçekçi ve etkileyici bir şekilde ekrana taşıyan filmde kurgu ve görüntü yönetimi de bir o kadar başarılı. Yılın en iyi orijinal senaryolarından birine sahip olduğunu düşünüğüm filmdeki tek sorun ise uyuşturucu etkisinde olan pilotun tecrübesi ve ustalığı sayesinde uçağı düşmekten kurtardığının hiçe sayılıp herşeyin mucizeye ve Hristiyanlığa bağlanmasıydı. Filmin eleştirisini buradan okuyabilirsiniz.



19. BATMAN: THE DARK KNIGHT RETURNS, PART 1
BATMAN: KARA ŞÖVALYE DÖNÜYOR, BÖLÜM 1


Çoğunluk tarafından bilinmediği için gereken ilgiyi daha göremeyen "Batman: The Dark Knight Returns, Part 1" (Batman: Kara Şövalye Dönüyor, Bölüm 1), yılın en iyi animasyonlarından biriydi. Frank Miller'ın aynı adlı klasik çizgi romanından eksiksiz bir şekilde uyarlanan animasyonda çizimler o kadar kusursuzdu ki, Miller'ın çizgi romanını adeta tekrar okumuş oldum. 55 yaşındaki emekli Bruce Wayne'in tekrardan Batman olarak Gotham'ı saran mutant çetesiyle olan savaşına tanıklık ettiğimiz filmde Christopher Drake'in müzikleri de bir o kadar başarılıydı. Hiçbir Batman animasyonunda olmadığı kadar gerçekçi bir tablo çizen animasyonun en muhteşem anı ise şüphesiz Batman'le mutant lideri arasındaki dövüş sahnesiydi. Filmin eleştirisini buradan okuyabilirsiniz.



18. BRAVE
CESUR


İşte karşısınızda Film Doktoru'na göre 2012'nin en iyi animasyonu "Brave" (Cesur). Hem teknik; hem de içerik açısından Pixar'ın kalitesini gösteren "Cesur", cinsiyet ayrımcılığına dikkat çeken konusuyla yılın en etkileyici animasyonuydu. Altın Küre, BAFTA ve Oscar'larda En İyi Animasyon ödülüne layık görülen filmde anlatılan şey ise Kral Fergus ve Kraliçe Elinor'un geleneklerden sıkılmış kızı Prenses Merida'nın ailesinden sıyrılıp kendi yolunu çizme çabasıydı. Özgün karakterleri ve hikayesiyle kendini yılın diğer animasyonlarından ayıran filmde anne teması da oldukça duygusal bir şekilde işleniyordu. Kaliteli görsel efektleriyle seyirciye görsel açıdan zengin bir seyir keyfi sunan filmdeki en etkili sahne ise Mor'du ve Elinor'un nefes kesen mücadelesiydi. Filmin eleştirisini buradan okuyabilirsiniz.



17. THE AVENGERS
YENİLMEZLER


"The Avengers"ın (Yenilmezler) bu listede olmasına çoğu okuyucunun tepkili olduğunu biliyorum. Yine de kararımın sonuna kadar arkasındayım. Evet, "Yenilmezler" bilindik bir hikayeye sahip ve birçok klişe sahne barındırıyor, ama şöyle bir gerçek var ki, filmin New York'da geçmesi hariç hiçbir klişesinde sorun görmediğim "Yenilmezler" çizgi roman filmleri türünde birçok açıdan bir ilki gerçekleştirdi. Öncelikle "Yenilmezler", farklı filmlere sahip olan bu kadar süper kahramanı senaryo açısından gerçekçi bir şekilde bir araya getirerek harika bir işe imza attı. Daha sonra her birine olması gerektiği kadar sahne süresi tanıyarak hiçbirinin eksikliğini seyirciye hissetirmedi. Ve de en önemlisi gelişen teknoloji sayesinde Hulk'ı sonunda mükemmel gerçekçi görsel efektlerle seyirciyle buluşturdu. Tabii bunlara eklenen izlemesi zevkli aksiyonu ve aktörlerin birbirleri arasındaki harika kimyayı da unutmamak lazım. Materyale sadık olmasının yanında gerçekten türünün en iyi örneklerinden biri. Filmin eleştirisini buradan okuyabilirsiniz.



16. LOOPER
TETİKÇİLER


"Prometheus"la beraber 2012'nin en iyi bilimkurgu filmi olarak gördüğüm olarak "Looper" (Tetikçiler), açıkçası benim için biraz sürpriz oldu. Özellikle Joseph Gordon-Levitt ve Bruce Willis'in başarılı oyunculuklarıyla öne çıkan film, "12 Maymun" ve "Terminatör" gibi filmleri andırmasına rağmen orijinal senaryosuyla gerçekten çok başarılıydı. 2044 yılında gelecekten gelen kendini öldürmek zorunda olan bir kiralık katilin hikayesinin anlatıldığı filmdeki gelecek tasviri basit ve zekiceydi. Nathan Johnson'ın harika uyumlu müzikleriyle yarattığı dünyanın hakkını veren filmde Rian Johnson'ın tekniği ve yönetimi de filme sanatsal bir hava katıyordu. Sevgi ve aşk temalarıyla derin konulara değinen, aksiyon sahneleriyle de heyecan dozunu düşürmeyen filmin en beğendiğim yanı ise Gordon-Levitt'e yapılan mükemmel Bruce Willis makyajıydı. Filmin eleştirisini buradan okuyabilirsiniz.



15. BEASTS OF THE SOUTHERN WILD
DÜŞLER DİYARI


Benh Zeitlin'in ilk yönetmenlik denemesi olan "Beasts of the Southern Wild" (Düşler Diyarı), küçük bir kız çocuğu olan Hushpuppy'nin ölümle tanışmasını metaforik bir şekilde anlatan yılın en güçlü yapımlarında biriydi. "Modern" insanın ezeli istilasının günümüze uyarlandığı senaryosuyla "urbanizm" eleştirisi yapan filmdeki profesyonel olmayan oyuncuların performansları ise takdire şayandı. İnsanoğlunun yok edici özelliğine bir kez daha tanıklık ettiğimiz filmin seyirciyi tanıklık etmek bile istemeyeceği bir yaşam savaşının ortasına bırakması gerçekten başarılıydı. Dağınık anlatımı yüzünden zaman zaman tammış hissi vermeyen film, kesinlikle 2012'nin izlemesi gereken filmlerinden biri. Filmin eleştirisini buradan okuyabilirsiniz.



14. DE ROUILLE ET D'OS / RUST AND BONE
PAS VE KEMİK


"Yeraltı Peygamberi"iyle 2009 yılında bir başyapıta imza atan yönetmen Jacques Audiard'ın yeni filmi olan "De Rouille et d'Os / Rust and Bone" (Pas ve Kemik), yaşadıkları talihsiz olaylar sebebiyle dibe vurmuş iki insanın hayata tutunma çabasını ve psikolojilerini etkileyici bir dille anlatan yılın en iyi filmlerinden biriydi. Özellikle Marion Cotillard'ın yıllar sonraki güçlü performansıyla öne çıkan filmde sunulan realistik tablo seyircinin duygularıyla oynamamakla beraber derinden etkilemesini biliyordu. Stéphanie'den çok Ali'nin hikayesini odaklanarak gücünü kaybetmesine rağmen baba-oğul ve aşk temalarına oldukça güzel ve etkileyici bir şekilde değinen filmde Ali'nin oğlu için buzları yumrukladığı sahne filmin en önemli anını oluşturuyordu. Filmin eleştirisini buradan okuyabilirsiniz.



13. SKYFALL


Sadece 2012'nin değil aynı zamanda en iyi James Bond filmlerinden biri olan "Skyfall", bir "ajan" filmi nasıl olmasına gerektiğine dair aynı bir ders niteliğindeydi adeta. Yönetmen Sam Mendes'in eski Bond filmlerinin ruhunu tam anlamıyla beyaz perdeye getirdiği filmde Bond'un Bruce Wayne/Batman'i andıran geçmişi ise karakteri resmen tamamlıyordu. Thomas Newman'ın harika besteleri ve Adele'nin Oscar kazanan mükemmel "Skyfall" parçasıyla James Bond ruhunu her karesinden hissettiren filmde Javier Bardem'in muhteşem Silva yorumu da yılın unutulmaması gereken performanslarından biriydi. Moneypenny ve Mallory gibi karakterlerin geri dönmesiyle James Bond'un asıl şimdi başladığının sinyalini veren filmde Roger Deakins'in görüntü yönetimi de gerçekten enfesti. Filmin eleştirisini buradan okuyabilirsiniz.


12. NO
HAYIR



Video kamerasıyla çekilmesinden ötürü adeta bir arşiv görüntüsünü hatırlatan "No" (Hayır), 1973 askeri darbesiyle Şili'nin başına geçen diktatör Augosto Pinochet rejiminin son yıllarını anlatıyordu. Duygunun mantığa göre daha güçlü bir araç olduğunu politika üzerinden anlatan filmde yer alan "evet" ve "hayır" reklam kampanları seyirciyi adeta bir savaşın ortasına bırakıyordu. Politika dersi olarak nitelendirdiğim filmde insanlar arasındaki iletişim sorununa da oldukça başarılı bir şekilde değiniliyordu. Bu arada, başroldeki Gael García Bernal'ın ise güçlü bir performansa imza attığını belirtmeden geçmemek lazım. Filmin eleştirisini buradan okuyabilirsiniz.


11. DJANGO UNCHAINED
ZİNCİRSİZ


Quentin Tarantino'nun son filmi "Django Unchained" (Zincirsiz), ünlü yönetmenin "Ucuz Roman"dan beri yaptığı en iyi filmdi. Tabii bunda Leonardo DiCaprio ve rolüyle Oscar kazanan Christoph Waltz'in muhteşem performanslarının payı oldukça fazlaydı. DiCaprio'nun kötü adam olarak parladığı Waltz'in de yılın en iyi yardımcı erkek oyuncu performasını verdiği fimde iki aktörü izlerken gözlerinizi bir an bile onlardan alamıyordunuz. Harika performanslara eklenen zekice yazılmış Tarantino diyalogları ise eğlencenin dozunu ikiye katlıyordu adeta. Spagetti Western filmlerinin ruhunu başarılıyla taşımasına rağmen ana karakterin siyahi olmasıyla kendini özgünleştirmeyi başaran filmin son yarım saati ise filmin bir başyapıt olmasını engelliyordu. Filmin eleştirisini buradan okuyabilirsiniz.



10. THE HOBBIT: AN UNEXPECTED JOURNEY
HOBBİT: BEKLENMEDİK YOLCULUK


Ve geldik Film Doktoru'na göre 2012'nin en iyi 10 filmine. Listenin 10. sırasında bulunan "The Hobbit: An Unexpected Journey" (Hobbit: Beklenmedik Yolculuk), evet, bir "Yüzüklerin Efendisi" değildi, ama defalarca söylediğim gibi yazar Tolkien'in 1937 yılında çocukları için yazdığı "Hobbit" romanı da bir "Yüzüklerin Efendisi" romanı değildi. Ve bu şartları göz önünde bulundurarak filmi değerlendirdiğimiz takdirde filmin romanı kusursuz bir şekilde beyaz perdeye uyarladığını rahatlıkla söyleyebilirim. Buradan da anlaşılacağı gibi "Hobbit: Beklenmedik Yolculuk", daha çok hayranlara hitap eden bir filmdi. Peter Jackson'ın eklemeleriyle seyirciyi Orta Dünya'nın göbeğine kaldığı yerden tekrardan bırakan filmde görsel efektler, sanat yönetimi ve kostüm tasarımı da bir o kadar başarılıydı. Özellikle cücelere yapılan makyajlarla makyaj ve saç tasarımı alanında harika bir işe imza atılan filmde Howard Shore'un Orta Dünya müziklerini tekrardan duymak gerçekten enfesti. "Karanlıktaki Bilmeceler" sahnesiyle seyirciyi koltuğuna çivilemeyi başaran filmde Andy Serkis'in harika performansı ise gelişen teknoloji sayesinde daha rahat anlaşılıyordu. Filmin eleştirisini buradan okuyabilirsiniz.   



9. SILVER LININGS PLAYBOOK
UMUT IŞIĞIM


Gelmiş geçmiş en iyi 5 romantik komedi filmi arasına rahatlıkla koyabileceğim "Silver Linings Playbook" (Umut Işığım), başta Bradley Cooper ve rolüyle Oscar kazanan Jennifer Lawrence olmak üzere tüm kadronun birbirinden iyi performanslar verdiği 2012'nin en tatlı filmiydi. İlişki problemlerini muhteşem gözlemlerle seyirciye aktaran filmde ilişkiyle beraber gelen majör depresif bozukluğun insanlar üzerindeki etkisine mükemmel bir şekilde değiniliyordu. Ayrıca, baba-oğul gibi aile temalarının zaman zaman öne çıktığı filmdeki karakter analizleri ve sürükleyici senaryosu da filmden bir an bile gözünüzü ayırmamanızı sağlıyordu. Klişe sonuna rağmen sıcak atmosferiyle seyirciye eğlenceli ve duygusal anlar yaşatmasını bilen "Umut Işığım", tek kelimeyle harikaydı. Filmin eleştirisini buradan okuyabilirsiniz.



8. JAGTEN / THE HUNT
ONUR SAVAŞI


İzlemeden sezonu bitirmemek için son dakikaya kadar beklediğim ve iyi ki de beklemişim dediğim "Jagten / The Hung" (Onur Savaşı), suçsuz bir adamın sahte çocuk tacizi suçlamalarına maruz kalıp yargısız infazına tanıklık ettiğimiz 2012'nin en çarpıcı ve en iyi filmlerinden biriydi. Pop'un Kralı Michael Jackson'ın başına gelenlere ışık tutar nitelikte olan filmi izlerken Lucas'ın başına gelenlere sinir olmamak elde değildi. Rolüyle 65. Cannes Film Festivali'nden ödülle dönen Mads Mikkelsen'ın yılın unutulmaması gereken performanslarından birini verdiği filmde sonbahar yapraklarını andıran görüntü yönetimi de filme bambaşka bir hava katıyordu. Ufak tefek senaryo eksikliklerine rağmen gözlerinizi ayırmadan izleyeceğiniz "Onur Savaşı"nın eleştirisini buradan okuyabilirsiniz.



7. DUPĂ DEALURI / BEYOND THE HILLS
TEPELERİN ARDINDA


"4 Ay, 3 Hafta ve 2 Gün" filmiyle 2007 yılında bir başyapıta imza atan Cristian Mungiu'nun mükemmel bir şekilde yönettiği "După Dealuri / Beyond the Hills" (Tepelerin Ardında), aynı yetimhanede büyümüş iki kız arkadaşın eşcinsel ilişkisini din ile bilimin ezeli savaşı üzerinden anlatıyordu. Toplum baskısı yüzünden rahip olmaya karar vermiş Voichita'nın Alina'dan sancılı ayrılma sürecini tüm gerçekçiliğiyle seyirciye aktaran filmde şeytan çıkarma kavramına da açıklı getiriliyordu. İnsanoğlunun ne kadar zalim bir yaratık olduğunu bir kez daha gözler önüne seren "Tepelerin Ardında", cahilliğin yol açtığı yok edici sonuç ise şok ediciydi. Öte yandan, 65. Cannes Film Festivali'nde ödüller kazanan Cosmina Stratan ve Cristina Flutur'un muhteşem performanslar sergilediği filmde Flutur, 2012'nin en iyi yardımcı kadın oyuncu performansını verirken, Cannes'dan senaryo dalında ödülle dönen Mungiu ise senaristlikteki becerilerini tekrardan ortaya koyuyordu. Filmin eleştirisini buradan okuyabilirsiniz.  



6. HOLY MOTORS
KUTSAL MOTORLAR


Zengin ve işkolik bir iş adamının rutin günlük yaşantısını muhteşem metaforlarla anlatan "Holy Motors" (Kutsal Motorlar), kuşkusuz 2012'nin en özel filmiydi. Yılın en yoruma açık filmi olmasının yanında sinefilleri yıllardır özlemle beklediği sürrealist dünyayla kavuşturan film, kapalı kutuyu andıran alt metiniyle Luis Buñuel'e adeta saygı duruşunda bulunuyordu. Yönetmen ve senarist Leos Carax'ın zekasını gözler önüne seren filmde Carax'ın kutsal motor olarak nitelendirdiği insan beynini aynı bir limuzine benzetmesi de takdire şayandı. 2012'nin unutulmaması gereken performanslarından birini veren Denis Lavant'ın kılıktan kılığa girdiği filmdeki en estetik sahne ise Oscar'ın hareket yakalama aktörü olarak işleriyle adeta savaştığına ve seviştiğine dair yapılan metaforun yapıldığı sahneydi. Öte yandan, Kylie Minogue'un film için seslendirdiği  "Who Were We?" parçası da anlamlı sözleriyle yürek burkuyordu. Filmin eleştirisini buradan okuyabilirsiniz.



5. LINCOLN


Rolüyle üçüncü Oscar'ını kazanan Daniel Day-Lewis'in rolünde kaybolarak mükemmel ötesi bir performans sergilediği "Lincoln", Steven Spielberg'in sanatsal yönünü uzun zamandan sonra tekrardan gün yüzüne çıkaran muhteşem bir yapımdı. Spielberg'in tüm hünerlerini sergilediği filmde rolleriyle Oscar'a aday olan Tommy Lee Jones ve Sally Field dahil tüm kadro harikalar yaratıyordu. Spielberg'in uzun çekimleriyle Day-Lewis, adeta oyunculuk dersi verirken Janusz Kaminski ise görüntü yönetimiyle harika bir işe imza atmıştı. Detaylı kostüm tasarımı ve sanat yönetimiyle de döneminin ruhunu tam anlamıyla taşıyan filmin açıkçası teknik açıdan hiçbir eksiği bulunmuyordu. İnsanlık ve dünya tarihinin en önemli olaylarından biri olan köleliğin kaldırıldığı "Thirteenth Amendment"in (Onüçüncü Değişiklik) kabul olma sürecini etkileyici bir şekilde anlatan "Lincoln", John Williams'ın harika bestelerinin de yardımıyla tam bir sinema deneyimiydi. Filmin eleştirisini buradan okuyabilirsiniz.


4. LIFE OF PI
Pİ'NİN YAŞAMI


Yann Martel'in aynı adlı uyarlaması imkansız olarak görülen romanından tek kelimeyle mükemmel bir şekilde uyarlanan "Life of Pi" (Pi'nin Yaşamı), yönetmen Ang Lee'nin "Brokeback Dağı"ndan sonraki en iyi filmiydi. Bir gemi kazasında ailesini kaybeden Pi'nin okyanusta kaplan Richard Parker ile paylaştığı bottaki 227 günlük yaşam savaşını anlatan filmde inanç ve din kavramları hiç olmadığı kadar derin işleniyordu. İnsanoğlunun ne kadar barbar bir varlık olduğunu seyirciye metaforik bir şekilde aktaran filmdeki görsel efektler ise mükemmel ötesiydi. Özellikle Richard Parker'ın görsel efektleriyle bir şahesere imza atan "Pi'nin Yaşamı", görsel bir başyapıt olmakla beraber alanında çığır açan yeniliklere sahipti. Mychael Danna'nın enfes müziklerinin Claudio Miranda'nın harikulade görüntü yönetimiyle birleşmesiyle ortaya çıkan tablo, "Kaplan Görüşü" ve "Ada Metaforu" gibi mistik sahnelerle de seviye atlıyordu. Tanrı inancının felsefik bir şekilde sorgulayan ve bittikten sonra seyirciyi günlerce düşündüren senaryosuyla kesinlikle yılın en iyi filmlerinden biri. Filmin eleştirisini buradan okuyabilirsiniz.


3. AMOUR / LOVE
AŞK



Ve sonunda geldik 2012'nin tam puan alan ilk üç filmine. Listenin üçüncü sırasında Michael Haneke'nin 65. Cannes Film Festivali'nde Altın Palmiye kazanan son başyapıtı "Amour / Love" (Aşk) bulunuyor. Michael Haneke'nin bizzat bulunduğu ve bize ufak seminer verdiği 50. New York Film Festivali'nde izlediğim "Aşk", yaşlılığın getirdiği hastalığı ve ölümü anlatan hazmı zor, gerçekçi ve tüyler ürpertici bir filmdi. Evlenirken sorulan "iyi günde kötü günde, hastalıkta ve sağlıkta, ölüm sizi ayırana dek" diye başlayan sorunun coşku dolu bir "evet"le cevaplandığını seyirciye hatırlatan filmde "ölüm" geldiğinde ise bu vedanın nasıl olacağının sancılı cevabı mükemmel bir şekilde veriliyordu. Yaşları 80 civarı olan eski piano öğretmeni bir çiftin yaşla beraber gelen hastalıkla mücadelesini tüm çarpıcılığıyla anlatan Haneke, felç geçiren Anne'in hastalık aşamalarını da aynı gerçekçilikle seyirciye sunuyordu. Partnerlerin birbirlerine olan görevlerine farklı bir açıdan bakmamızı sağlayan filmde Anne rolüyle Oscar'a aday olan Emmanuelle Riva, 2012'nin en iyi kadın oyuncu performasını verirken, Haneke de hem yönetmen, hem de senarist olarak kendini gösteriyordu. Jean-Louis Trintignant'ın da oldukça başarılı olduğu filmi izledikten sonra kısaca yaşlanmak istemiyordunuz. Tek kelimeyle kusursuz bir film. Filmin eleştirisini buradan okuyabilirsiniz.



2. THE DARK KNIGHT RISES
KARA ŞÖVALYE YÜKSELİYOR


Yurt dışındaki prestijli eleştirmenler tarafından fazlasıyla beğenilen hatta çoğu eleştirmenin benim gibi tam puan verdiği zirvenin ortağı "The Dark Knight Rises" (Kara Şövalye Yükseliyor), 2005 yılında "Batman Başlıyor" filmiyle başlayan "Kara Şövalye" efsanesini tam anlamıyla noktalıyan yılın mükemmel filmlerinden biriydi. Hayatın dibine vurmuş bir adamın hikayesini mükemmel metaforlarla anlatırken hiçbir politik görüşün de tek taraflı yürümeyeceğini tüm şeffaflığıyla ortaya koyan filmde işlenen karakter psikolojileri oldukça derindi. Yönetmen Christopher Nolan'ın zekasını ortaya koyan ince dokunuşlar sayesinde her karesinden etkilendiğim filmdeki oyuncu performansları da bir o kadar başarılıydı. Christian Bale'in yine harika bir Bruce Wayne portresi çizdiği filmdeki asıl performansı ise mükemmel ses tonu ve vücut diliyle öne çıkan Tom Hardy veriyordu. Bane'i kusursuz bir şekilde ekranaya yansıtan Hardy, rolü için biçilmiş kaftan olduğunu her sahneye çıkışında gösterirken Anne Hathaway ise Selina Kyle/Kedi Kadın performansıyla adeta büyülüyordu. Öte yandan, realistik dövüş sahneleri ve epik son yarım saatiyle seyirciye tam bir sinema deneyimi yaşatan Nolan, Bane'le Batman'in mükemmel kareografilenmiş ilk dövüşüyle de 2012'nin tartışmasız en iyi sahnesine imza atıyordu. Kısaca, popüler kültürü sanatla buluşturarak efsane olma yolunda emin adımlarla yürüyen Nolan'ın yarattığı üçleme, bu filme klasik üçlemeler arasında yerini ayırıyordu. Bu arada Wally Pfister'ın eşsiz görüntü yönetiminin hakim olduğu filmde Hans Zimmer'ın mükemmel besteleri de yılın en iyi film müziğiydi. Filmin eleştirisini buradan okuyabilirsiniz.


1. THE MASTER


Sonunda geldik zirveye, yani Film Doktoru'na göre 2012'nin en iyi filmine. 2007 yılında "Kan Dökülecek"le bir başyapıta imza atan Paul Thomas Anderson'ın en az onun kadar derin konulara değinen son filmi "The Master",  açıkçası her açıdan kusursuzdu. Anderson'ın her karesini itinayla yönettiği filmde rolleriyle Oscar'a aday olan Joaquin Phoenix ve Philip Seymour Hoffman muazzam performanslarıyle öne çıkarken, filmin alt metninde din, sevgi, inanç ve kişilik gibi birden fazla temayı işliyordu. İlkelden moderne Freddie Quell, Lancester Dodd ve Peggy Dodd karakteriyle Charles Darwin'in evrim teorisini din üzerinden ele alarak oldukça ilginç, bir o kadar mükemmel bir işe imza atan Anderson, filmde bahsettiği "The Cause" tarikatıyla da din kavramını cesur bir açıdan ele alıyordu. İnsanoğlunun bir yere ait olma isteğinin kırılgan tarafını gözler önüne seren "The Master", aslında tümüyle insan olma kavramını işliyordu. Jonny Greenwood'un etkileyici bestelerinin bulunduğu filmin en önemli bir diğer özelliği de tekniğiydi. Mihai Malaimare Jr.'ın muhteşem görüntü yönetimi ve Anderson'ın 65mm ile çektiği uzun çekimlerle seyirciyi sahnlere odaklamasını bilen filmdeki hapishane sahnesi ise resmen ders niteliğindeydi. Tabii Freddie'nin gözünü kapamadığı ve tarikata girmek için odanın bir ucun diğer ucuna gittiği sahnelerini de unutmamak gerek. Kısaca, fazlasıyla derin bir film olan "The Master", Paul Thomas Anderson'ı auteur yönetmen statüsüne yükselten muhteşem bir yapımdı. Filmin eleştirisini buradan okuyabilirsiniz.  



YILIN BELGESELİ: BAD 25


69. Venedik Film Festivali'nde En İyi Belgesel ödülünü alan Spike Lee yönetimindeki "Bad 25", Pop'un Kralı Michael Jackson'ın efsanevi "Bad" albümünün yapım sürecini anlatıyordu. Sürükleyici kurgusu, zengin içeriğiyle bir an bile gözünüzü ayırmadan izleyeceğiniz belgeselde Jackson'ın muhteşem zekasına bir kez daha tanıklık ediyorsunuz. 25 Haziran 2009'a ait kolajıyla gözleri dolduran "Bad 25", kralın müzikleri ve danslarıyla tek kelimeyle kusursuzdu. Mutlaka izlenmesi gereken bir belgesel. Filmin notuna buradan ulaşabilirsiniz. Bu hafta sonu açıklayacağım 1. Film Doktoru Ödülleri'nde tekrardan görüşmek üzere.

0 yorum:

Yorum Gönder